|
TÜM BAYANLAR
MUTLAKA OKUYUNUZ!!!
KADIN HASTALIKLARI
Rahim İltihabı - Miyom - Rahim Kanseri
Yumurtalık Kisti - Regl Bozuklukları - Kısırlık
(TIKLAYINIZ)
VAROLUŞTAN SONSUZLUĞA
ALTERNATİF OLARAK ŞİFALI BİTKİLERDEN NASIL YARARLANILABİLİR
VİTAMİNLER - MİNERALLER - ENZİMLER AMİNOASİTLER NEDİR?
FAYDALARI NELERDİR?
ALTARNATİF
OLARAK ŞİFALI BİTKİLERLE VAROLUŞUNDAN-YAŞAMA
Bir besinin
biyolojik değerinin yüksek olabilmesi için tüm esansiyel
aminoasitleri içermesi gerekir. Herhangi bir aminoasit mevcut
olmadığında protein biyosentezi sona erer oysa yeni proteinler
homeostazı sürdürmek için sürekli sentezlenmektedir. Zorunlu
olmayan (endojen) aminoasitler besinle yeterince sağlanamazsa,
ancak karbon ve azotun yeterli olduğu durumlarda
sentezlenebilirler. Eğer zorunlu aminoasitlerin (eksojen )
yokluğu söz konusu ise, vücudun onları elde edebileceği tek yol
doku proteinlerini parçalamaktır. Örn;kas proteinlerini… bu
durum bitki genetikçilerini proteinlerde temel aminoasitleri
yüksek düzeyde bulundurun bitkileri geliştirmeye yönlendiren
esas unsurdur.
Diğer
aminoasitler eksojenlerden kolaylıkla yapılabilirler, endojen
aminoasitlerdir.
Azot
Dengesi:İdrar.ter
ve gaitada atılan azot miktarı, tüketilen miktara eşit
olduğunda erişkinlerde azot dengesi söz konusudur. Azot gitişi,
atılan azotun üstündeyse “pozitif azot dengesi” vardır. Bu
durum, büyüme,gebelik veya yaralı dokuların onarıldığı iyileşme
dönemlerinde gözlenir. Azot girişi atılan azottan daha yoğunda
ise “negatif azot dengesi” gerçekleşir. Bu ise kötü beslenme,
açlık ve çeşitli hastalıklar arasında olur. Aynı zamanda
yanıklar. Travma ve cerrahi işlemler de negatif azot dengesi
periyodu oluştururular.
Düzenli bir azot bilançosuna ulaşabilmek için aminoasitlerin
yeterli ölçüde alınması çok önemlidir.
Bitkilerde
Aminoasitler
Bitkilerin bileşimi canlı organizmaların protein
gereksinimlerine büyük oranda cevap verebilmektedir.burada
organizmanın sağlıklı yaşaması için gereksinim duyulan esansiyel
aminoasitlerin yeterli miktarlarda sentezlenemediğini (dallanmış
yapılarından dolayı) hatırlamak gerekir. Esansiyel
aminoasitlerin yeterli miktarda sentezlenebilmesi bitkilerde ve
mikroorganizmalarda gerçekleşir.
Evet,
çağımızın getirdiği hızlı ve düzensiz yaşam şartlarında artık
sağlıklı beslenme standardını oluşturabilmek için aşırı çaba
harcamak zorundayız ya da yaşam standardımız buna uygun değilse
çaresiz durumda değiliz. Vücudumuzun sağlıklı bir yaşam için
gereksinim duyduğu besin maddelerinin yeter miktarlarda ve
dengede alabilmesine yardımcı olacak bir tamamlayıcı besin
maddesi var artık modern çağın insanının yaşamında bitkisel
mucizeler…
Vücudun besin maddelerindeki proteinlerden yararlanabilmesi için
sindirim sonrası oluşan aminoasit karışımında aminoasitlerin
birbirlerine göre belirli oranlarda bulunmaları gerekir. Besin
maddelerin çoğunda bulunan proteinler bu gereksimi
karşılayamadığından bu durum organizmada bir çok faktör
tarafından düzenlenmektedir. Doku proteinlerinin yıkımı ve
yapımı süreklilik gösteren bir olgudur ve aralarında sürekli bir
dinamik eşitlik söz konusudur. (homeostaz)
Esansiyel (eksojen) aminoasitler
Valin
Beyinde triprofan düzeyini azaltan etki gösterir. İzolösin
birlikte kullanılması önerilir. Diğer kaynakları jelatin,
peynir, fıstık , balık ve ayçiçeği tohumudur.
Lösin
Beyinde triprofan düzeyini azaltıcı etki gösterir. İzolösinle
aynı gıdalarda bulunur.
İzolösin
Beyinde triprofan düzeyini azaltıcı etki gösterir. Diğer
kaynakları peynir, yulaf, jelatin ve ayçiçeğidir.
Lösin
ve İzolösin birlikte kronik yorgunlukla mücadelede etkin rol
oynarlar.ayrıca; metabolizmada gerçekleşen aksama “dallanmış
zincir hastalığı” olarak tanımlanan hastalığa neden olur.
Hastalık karakteristik bir kokusu olan idrarla kendini
gösterir, ölümle sonuçlanır.
Fenilalanin
Genetik ve
metabolizma için önemli aminoasittir.
Fenilalanin troid bezi hormonları ve adrenal üretiminde
etkindir. Bu yüzden endorfin olarak bilinen doğal ağrı
kesicilerinin üretiminde kullanılır. Sırt ve eklem ağrılarından
kaynaklanan inatçı ağrılarda yardımcıdır.Doğal bir anti-depresif
olarak da rol oynar. Peynir, fıstık, badem ve yulaf diğer
kaynaklarındandır.
Fenilalanin organizmada esansiyel olmayan tirozine dönüşebilir,
bu nedenle trözin besin maddelerinde yerini Fenilalanine
bırakabilir ama tersi gerçekleşmez. Fenilalanin eksikliğinde
genetik bir hastalık olan “fenilketonüri” oluşur; kişilik
bozuklukları ve psikiyatrik hastalık tablolarında etkisi
bulunmaktadır. Ortalama 104 doğumdan birinde bu hastalık açığa
çıkar, bu da toplumların %2 sinin bu hatalı geni taşıdığını
göstermektedir.
Metiyonin
Genetik ve metabolizma için önemli aminoasittir.
Metiyonin, organizmanın kükürt kaynağıdır. Protein sentezi
genellikle Metiyonin ile başlar. Saman nezlesi gibi alerjik
durumlarda savaşta, histamini azalttığı için etkilendiği
bulunmuştur. B Vitaminleri ile birlikte alınması etkinliğini
arttırır. Susam tohumu ve yulafta bulunmaktadır.
Tiriptofan
Hayvan organizmasında vitaminler,in sentezlenmesinde etkin rol
oynamaktadır. İnsan organizmasında ise vitamin eksikliğini geniş
ölçüde gidermektedir. Niasin vitamini bu aminoasitten
sentezlendiğinden besin maddeleri ile alınması gereken niasin
miktarını azaltır; bu gereksinim triptofanın niyasine dönüşme
miktarı ile ilgilidir. Triptofan verilerek “Pellegra hastalığı”
bulgularının başarı ile tedavi edilebildiği, 50 yıldan çok daha
önce gözlenmiştir.
Treonin
Treonin esansiyel aminoasitlerden tanınan ilkidir. Düşük düzeyde
Treonin depresyon kaynaklı bazı rahatsızlıklara neden olduğu
gözlenmiştir. Fıstık,badem,peynir, jelatin ve balık diğer
kaynaklarındandır.
Lizin
Herpes virüsünün semptomları ile mücadelede etkindir. Soğuk
nedeniyle oluşan çatlamalar ve genital virüslerle oluşan
etkileri yavaşlatır, onarıma yardım eder. Fasulye, mercimek
brokoli ve patates diğer kaynaklarındandır.
Diğer
9 aminoasit ise endojen aminoasitleridir.
Alanin
İnsan
ve memeli hayvan metabolizmasında Alanin önemi bir yer tutar.
Öteki aminoasitlerin yapı formüllerini oluşturduğundan biçimsel
olarak diğer tüm aminoasitler için ana madde sayılır. Çalışan
iskelet kasları tarafından oldukça büyük miktarda verilir. Ve
karaciğer tarafından tüketilir. Düşük yağ içeren veya yüksek
protein içeren diyetlerde veya ihtiyaçtan fazla egzersiz yapan
kişilerde Alanin ihtiyacı artmaktadır. Benzer şekilde yeterli
glikoz üretimi için diyabetik hastalarda da ihtiyaç miktarı
artmaktadır. Jelatin kırmızı et, balık ayçiçeği tohumu, badem
fıstık ve yulaf kaynaklarındandır. Alanin içeren besin
tamamlayıcıları bulunmaktadır.
Arginin
Kas
üzerinde geliştirici etkisi ile sporcular için önemli bir
kaynaktır.yüksek tansiyon, göz tansiyonu ve kan damarlarıyla
ilgili hastalıklarda olumlu etkileri olduğu tespit edilmiştir.
Sperm sayısı üzerinde etkisi vardır. Jelatin, fıstık,
badem,kırmızı et, balık, ve yulaf diğer kaynaklarıdır.
Histidin
Temel
görevi histamin üretmektir. Dolayısıyla saman nezlesi ve
alerjisi bulunanların kullanması gerekir. İltihaplı eklem
romatizması bulunan kişilerde Histidin düzeyinin çok düşük
olduğu tespit edilmiştir. Jelatin, süt ürünleri, fıstık, ve ay
çekirdeği tohumunda bulunur.
Arginin ve histidin aminoasitlerinin bebekleri çabuk büyümeleri
için besin maddelerinde bulunmaları gerekmektedir. Bu nedenle
bebekler için esansiyel aminoasitlerden olup yetişkinler için
esansiyel aminoasitlerden değildirler ve yarı esansiyel
aminoasit olarak kabul edilebilirler.
Spartik
Asit
Tüm
hayvansal proteinlerde bulunabilmektedir. Metabolizmada basit
bir şekilde oluşabilen bir aminoasittir. Kırımızı kan hücresi
oluşumunda rol oynar.
Glutamik
Asit
Yapısal olarak aspartik asite benzemektedir. Arginin ve prolin
glutamik asite dönüşür. Aminoasit metabolizması ağında düğüm
noktası olarak görülen glutamik asit üre oluşumunda rol oynar.
Kalsiyum kompleksi yapabilmekte de ve kan pıhtılaşmasında da rol
oynayabilmektedir. Tuzu glutamat olarak bilinir. Özellikle
kadınlarda folik asit üretiminde sorumludur. Çok yüksek
oranlarda bulunursa “epilepsi” (sara) hastalığına neden
olabilir.
Glisin
Glisin ve glikon suda oldukça çözünen bir aminoasittir. Birçok
proteinde bulunmaz. Yapısal olarak en basit aminoasittir.(asimetrik
C atomu içermeyen tek aminoasittir.) glisilin artığının
özellikle küçük bir hacim gereksimi vardır ki üç yapıtlı
boyutların oluşumunda önemlidir; kollajenin yapısı üç heliks
yapıda olup bu organın sıklığı, her üç aminoasitten birinin
Glisin artığı olmasıyla mümkün olmaktadır. Glisin dışında diğer
aminoasitler bu yapıya konum bakımından yerleştirilemezler.
Ayrıca vücuttan zehirli madde atma metabolizmasına katılır.
Özellikle böbreklerden ürik asit atılımına etkilidir. Şizofreni
şikayetlerde azalmayı sağlar.
Prolin
Halkalı yapıda aminoasittir. Proteinlerde sıklıkla
bulunabilmektedir. Glutamik asitin yıkımında (indirgenmesinden)
prolin açığa çıkar.prolin kollajenin yapısında bulunan
hidroksiprolinin de ana maddesidir. Histidin glutamin ve Arginin
gibi üre çevriminde etkindir.
B ve C
Vitaminleri ile birlikte kullanılmalıdır. Yara iyileşmesinde
olunlu etkileri vardır.
Serin
İnsanların aldığı yiyeceklerin çoğunda bol miktarda bulunur, bu
nedenle biyosentezi çok lüzumlu olmayabilir.. ancak birçok
bileşiğin biyosentezinde önemli rol oynadığı için önemi ve
vargılığında diğer aminoasitlerle oranı tartışılmaz.
Zihinsel fonksiyonlar üzerinde etkilidir. Özellikle 60 yaşın
üzerinde sayı, isim ve liste hafızasının korunmasında rol oynar.
Bunun sebebi asetilkolin ve dopamin salımında etkili olmasıdır.
Tirozin
İnsanlar esansiyel (eksojen) bir aminoasit olan fenilalanini
beslenme ile yeterli miktarda alırsa yeterli miktarda tirozin
sentez edebilirler. Tirozinin biyosentik olaylarda önemli görevi
vardır.
Tirozinden tiroksin ve melanin pigmentleri sentez edilir.
Tiroksin eskiden beri bilinen iyot içeren aromatik bir
aminoasittir. Tiroksin ve parçalanma ürünleri hormon (dopamin
noradrenalin) etkisi gösterirler ve iyot (I) bütçesi için
önemlidirler.İyot bütçesi de büyüme ve gelişme için zorunlu
olan tiroit bezi hormonları için etkindir.melanin
biyosentezindeki bozukluklar deri saç ve gözlerde pigmentlerin
kaybolmasıyla karakterize edilen “Albbinizm”e neden olur.
Sistein
Yüksek doz paraseromol kullanıldığında devreye girer. Ağır
metallerin vücutta birikimine engel olur.
Asparagin
Aspartik asit ile yakından ilişkili olan Asparagin, sinir sitemi
üzerinde ve denge oluşumunda etkilidir. Karaciğerde aminoasit
transformasyonunu (dönüşümünü) sağlar.
Glutamin
Aşırı
alkol kullanımına bağlı mide tahribatını önler.
ENZİMLER
Enzimler hayatın anlamlarıdır. Metabolizmadaki kimyasal
dönüşümlerin tümünde enzimler etkin rol oynarlar. Canlı hücreler
tarafından yapılırlar ve hücre canlılığını yitirdikten sonra da
kazandıkları üç boyutlu yapılanma ile yaşama devam ederler, uzun
süre aktif kalırlar.
Enzimler olağanüstü spesifik biçimde etkiler. Enzimin etkilediği
madde veya maddeler karışımına enzimin substrat’ı denir ve çok
keskin bir substrat spesifiklikleri vardır. Enzimler genellikle
protein yapısındadırlar ve bu nedenle de protein yapısını
etkileyen her şey enzim aktivitesini etkiler. Örn; enzimler
yüksek sıcaklığa çok duyarlılık gösterir.
Bitkilerde
Enzimler
Tarım
ürünlerinin çoğu, enzimleri yıkan bir etken olmadıkça enzim
üreticidirler. Doğada yaşayan mikroorganizmalar da tüm canlı
varlıklar gibi enzim içerirler ve yaygın olarak bulunurlar ancak
ürünlerin yapısındaki enzimler daha farklı önem taşımaktadır. Bu
nedenle ürünün hasadından üretimine kadar geçen süreç içerisinde
tüm aşamalardaki enzimlerin rolü besinin değerlendirilmesinde
önem arz eder.enzimlerin aktivitesinin rollerine göre
üretiminden sonra devam ettirilmesi yada önlenmesi amaçlara göre
değişkenlik gösterir. Örn; enzimlerin aktivitesi, besin
değerlerinin kaybolmasını sağlayabilir yada yoğunlaşması
gerekiyorsa korunması istenebilir.
Alkali
Fosfataz
Molekül içi değişmeleri etkileyen izomerazlar sınıfına giren
enzimlerdendir. Karaciğerin çalışmasında etkindir. Enerji
üretimine bağlı olarak kaslarda oluşan metabolizmanın bir çıkmaz
sokağı laktatın büyük bir kısmının karaciğer glükoz oluşumu
yönünde kullanımı sağlayarak bu çıkmaz sokaktan faydalanır.
Bir
diğer enzim grubu olan hidrolazlar, substrat’ın su katılmasıyla
bölünmesini sağlayan enzimlerdir.
Amilaz
Sindirim sisteminin en önemli enzimidir. Bu enzimler basit
glikozitlerin oligosakkaritlerin ve polisakkaritlerin
hidrolizinde etkindirler. Nişastanın parçalanmasından
sorumludur, nişastadan büyük oligosakkaritlerin ayırır.
Karboksipeptidaz
Polipeptid bağlarından serbest aminoasitlerin ayrılmasını
sağlayan bu enzimler, tüm bitkisel ve hayvansal dokularda ve
kanda bulunur.
Katalaz
Hemen
hemen bütün hayvansal organizmalarda ve bitki dokularında
bulunurlar ve vücuda zararlı olan asitoksitler, hidrojen
peroksit gibi yapılardan su moleküllerine ayrışımı sağlar.
Selülaz
Selülozun hidrolizini sağlayan bu enzim, sindirim sisteminin
düzgün çalışmasında etkilidir. İnsan ve hayvanlarda bulunmayan
bu enzimin temini sebzelerden sağlanır.
Lipaz
Sindirim sisteminin düzenli çalışmasında etkin olan diğer bir
enzimdir, yağın parçalanmasından ve metabolizmadan sorumludur.
Sağlıklı insanın kan dolaşımında düşük oranda bulunur.
Kreatin
Fosfokinaz
Kasların çalışmasında etkin olan enzimdir.kreatin, kasın önemli
bir yapıtaşı olup Arginin ve glisinden edilir.
Proteaz ve
Fosfataz
Metabolizma işlevinde etkin olan diğer hidrolazlar sınıfından
enzimlerdir.
Nükleotidaz
Nükleik asitlerin oluşumunda etkinlik gösterirler. Nükleik
asitler, hayatın anahtar molekülü sayılırlar; genetik bilgileri
içerirler ve protein biyosentezine doğrudan katılırlar.
Bradikininaz
Bağışıklık sistemi üzerinde etkin olan enzimdir.Bradikinin
hormon etkisi gösteren madde-barsak sistemi(gastrointestinal
kanal) peptidlerdendir. Bradikinin çok etkin bir damar
genişletici bir maddedir ve dolayısıyla tansiyon düşürücüdür..
kanın pıhtılaşması esnasında bradikin açığa çıkar.
VİTAMİNLER
Vitaminler, insan tarafından üretilmeyen ancak normal hücrenin
yaşamını sürdürebilmesi, büyümesi için gereksinim duyulan ve
eser miktarda alınarak bu etkinliği gösterebilen küçük
moleküllerdir. Enerji vermezler fakat enerji değişmesi besin
maddelerinin metabolizmasının düzenlenmesinde etkin olarak
fonksiyon gösterirler. Yaklaşık olarak 20 değişik vitamin
bilinmektedir; her birisinin ana metabolizmada spesifik
fonksiyonu vardır ve bu fonksiyon başkasıyla karşılanamaz.
Önemli olan bir diğer husus da vitaminlerin gereksinim ve
etkilerinde birbirlerine bağımlılık göstermeleridir.
Vitamin gereksinimlerini yaş cinsiyet ve başka değişik nedenlere
göre değişir. Ereklerin kadınlara göre daha fazla vitaminlere
gereksinimi vardır. Yaş faktörlerine göre vitamin gereksiniminin
değiştiğine dair güvenilir veriler yoktur, ancak gereksiz ve
yanlış tüketim, depolama gibi nedenlere bağlı gereksinimin
değiştiği düşünülmektedir. Stresli yaşam, alkol kullanımı,
hastalık gibi faktörlerde gereksinimi üzerinde etkindirler.
Organizmanın yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesi için
vitaminlerin gereksinim duyduğu miktarlarda alınması zorunludur,
yetersizliği ya da organizmada fazlaca birikimi önemli boyutta
sağlık problemlerine neden olur.
Vitamin
Yetersizliği
Normal bir beslenme ile yaşamını sürdüren bir organizmada
vitamin yetersizliği söz konusu olamaz, bu sonuç daime tek türlü
beslenmenin bir sonucudur. Vitamin, besin maddelerinden
gereksinim duyulan miktarın sağlanması öncellikle kan
dolaşımındaki miktarının azalmasıyla başlar, hücredeki vitamin
düzeyi düşer ve de kendisi ile ilgili metabolik olaylar azalır
ve bozulur. Bu etki ve yıkımlar zaman içinde ve farklı
sonuçlarla kendini gösterir, bu değişiklikler organizmadaki
unsurların vitaminlere olan hassasiyeti ile ilgilidir.
Vitamin
Fazlalığı
Vitaminlerin faz<la miktarda vücutta depolanması da
metabolizmaya zarar verebilmektedir.örneğin; yağda çözünen A,E
ve D vitaminlerinden organizmanın gereksiniminden fazla alınırsa
karaciğerde depo edilir ve zamanla fazla miktarda A vitamini
karaciğeri yıkabilir.
Bitkilerde
Vitaminler
Bitkilerde vitaminler ya oldukları gibi yada provitaminler (ön
vitamin) şeklinde bulunurlar. Provitaminler, metabolizmada
vitaminlere dönüştürülebilen organik birleşiklerdir.
Bitkiler, basit bileşenlerden yani uygun karbon, azot, mineral
ve enerji kaynaklarından ihtiyaç duyulan tüm maddeleri
sentezleyebilir ve böylece insan ve hayvanlar için vitamin
kaynağı olurlar. İnsanlar ve etle beslenen hayvanlar içinde
ikinci bir vitamin kaynağı hayvanların bazı organlarında depo
edinen vitaminlerin besin maddesi olarak alınmasıdır.(balık
yağı, süt, yumurta, karaciğer). İnsan organizmasında da vitamin
depoları vardır ancak eser miktarda etki gösteren vitaminler bir
taraftan da bozulurlar, bu nedenle besinlerle sürekli vitamin
alınması gerekir.
Günümüzde tüm besin maddelerindeki vitamin miktarları hakkında
bilgimiz olduğu gibi, en önemli vitaminlerde teknik yollardan
sentetik olarak üretilebildiğinden ilaç şeklinde istenildiği
kadar vitamin almak elimizdedir.
Piyasada bu
şekilde bir tek vitamini yada karışım halindeki bir çok
vitaminleri içeren bazı ilaçlar bulunmaktadır. Ancak bu noktada
içerdikleri vitamin miktarlarına ve de doğal alımla mukayese
edilmeyecek oranda değer kaybı olduğuna önemle dikkat
çekilmelidir.
Çağımız bitki çağıdır. Muhtemelen bitkisel ürünlere ilgimizin
ana nedeni “önleyici tıbba” olan zorunlu yaklaşımıdır. Modern
çağın insanı artık yaşam tarzının ve beslenme şeklinin
hastalıkları önlemede etkin olduğu bilinmektedir. Sentetik
yaklaşımlardan tamamen uzak, çevre dostu bir yaşam tarzıyla
bitkilerin artan kabulü optimum sağlığın geliştirilmesinde
önemli bir yol oynayabilir.vitaminler bu değişen anlayıştan
nasibini almış,sentezlendikleri yegane kaynaklar olan bitkiler
arasında, önem kazandırma yönünde etkin bir rol oynamaya
başlamışlardır.
Yağda
çözünen Vitaminler
Bitkisel ve hayvansal yağlarda bulunan A,E;D ve K
vitaminleridir. Bileşimlerinde sadece karbon (C)hidrojen (H) ve
oksijen (O) vardır.ısı ve yükseltgenme işlemlerine bir kısmı
dayanıklı ise de bir kısmı çok duyarlıdır.
Bu
vitaminlerin vücut kimyasındaki dengesi son derece önemlidir.
Eksiklikleri kadar fazla depolanmaları da ciddi klinik tablolar
oluşturur.
B Karoten (A Vitamini)
Bitkisel gıdalara da bulunan provitamin şeklidir. Karaciğer,
yağlı peynir, süt yağı, yumurta sarısı, deniz ürünleri, ıspanak,
havuç, kayısı, biber ve şeftali en ,iyi kaynaklarından olan A
vitamini turuncu renkli bir pigmenttir.
Bitki
kimyasında zengin konsantrede bulunan B Karoten provitamin
şeklidir.karotenler antioksidan maddelerdir. Akciğer ,mide,
yemek borusu, gırtlak be idrar kesesi gibi bir çok tümörün
oluşumunu engeller. Ayrıca bağışıklık sitemini uyarırlar ve
vücudumuzun savuma mekanizmasına yardımcı olurlar.
Kaynaklarından besin maddesi olarak alındığında , organizmada
bağırsak çepelinden emilirken ortadan bölünüp su katılmasıyla
vitamin A şekline dönüşürler. bu şekilde organizmaya giren A
vitamini kan akımı ile karaciğere gider ve orada nispeten büyük
miktarda depo edilir. (0.2 – 2.0 mmol/G ) kanda az miktarda
serbest halde dolaşabilmektedir.
Bu
vitamin göz sağlığının korunmasında ve tedavisinin sağlanmasında
etkinlik göstermektedir. Göze zarar veren UV ışınlarının
tutulması ve diğer zarar veren etmenleri dezenfekte etmesi
zamanla gözlenir. Sadece birkaç damla suyla göz sakinleşir,
görme iyileşir ve stabilize edilir.
Gen
ifadesi ve doku farklılaşmasını düzenleme üzerine de etkili
olan bir vitamindir. Dolayısıyla büyüme ve dokuların sağlığını
koruma ile ilgili hastalıkların oluşmasına karşın organizmaya
direnç kazandırmaktadır.
A
Vitamini sürekli besim maddeleri ile alınmalıdır. Aksi taktirde,
organizmada eksikliği görülebilir ve başlangıçtaki gereksinim
karaciğerden sağlanabilinir. Ancak zamanla eksiklik düşük kan
düzeyleri ile kendini gösteriri, klinik problemlere yol açacak
şekilde sonuç verir. Görme fonksiyonu üzerindeki azalma “gece
körlüğü” (keratomalazi,kseroftalmi) oluşur ve daha sonra gözün
epitel dokusu üzerinde nasırlaşma başlar.bu hastalıktan dolayı A
vitaminine “epitel koruma vitamini” (axeroftol) adı verilir.
Ayrıca eksikliği tüberküloza ve diğer enfeksiyonlara karşı genel
bir dayanıksızlık doğurmaktadır. Hayvanlar üzerinde denemeler,
eksikliğinin büyümesinin durmasına neden olduğunu göstermiştir.
A
Vitamini aşırı alınırsa toksiktir. Yağda çözünen bileşiklerden
olduğu için yağ doku ve bir çok hücrenin lipit bileşenleri
içinde bol miktarda depolanabilirler ve zamanla bu ürünler
toksisiteyi oluşturur. “A Vitamini toksisitesi” uyuşuklu,karın
ağrısı,baş ağrısı,aşırı terleme ve kolay kırılan tırnaklara
enden olur.
Tokoferol (Vitamin E)
Tokoferol E vitaminin en aktif şeklidir. E vitamini doğada
sadece bitkilerin bileşiminde bulunduğundan bitkisel gıdalar tek
kaynağıdır. Bitkisel yağlar, yumurta, çavdar, arpa ve fındık,
ceviz gibi kuruyemişlerden alınabilir.
Çiğ ve işlem
görmüş gıdalardaki düzeyi uygulanan işleme göre değişir.
Bitkilerde bulunan tokoferoller kimyasal yapı olarak
birbirlerine çok benzerler ve antioksidan maddelerdir. Bu
özelliğin en önemli fonksiyonu kolayca oksitlenebilir(tokokinon)
olmalarıdır, doymamış maddelerinin kendiliğinden oktidasyonunu
önlerler. Özellikle membran lipitlerinde bulunan yüksek ortanda
doymamış yağ asitlerinin peroksit oluşturmasını engelleyerek
zararlı oluşumların gerçekleşmesini önler.
E
Vitamini A vitamininin emilmesini ve depolanmasını
kolaylaştırır.normal üreme fonksiyonu için gereklidir. Kas
bütünlüğünü sağlanmasında etkindir.
Organizma için gereksinim duyulan E vitamini miktarı özellikle
beslenme şekline bağlı olarak değişir. Doymamış yağ asitleri
ağırlıklı beslenme gereksinimini arttırmakta iken selenyumca
zengin beslenme gereksinimini kompanse eder. İnsan
organizmasındaki yetersizliği, kısırlık, düşük riskinde artma,
kas yoğunluğu, kas zayıflığı gibi rahatsızlıklara neden
olabilir.
Suda Çözünen Vitaminler
Hayvansal veya bitkisel organizmaların sulu özütlerinde
bulunurlar.B Grubu vitaminleri ve C vitamini bu gruptadır. Suda
çözünen vitaminler yağda çözünmezler. Önemli bir kısmı;karbon
(C) hidrojen (H), oksijen (O) azot (N) ve kükürt (S)
elementlerinden, bir bölümü yalnız C,H ve O den oluşmuştur.
C Vitamini (Askorbik Asit)
Organizmanın en çok gereksinim duyduğu vitamindir, bunun sebebi
bilinmemektedir. Bu kadar önem arz etmesinin yanı sıra insan
vücudunun askorbik asit yapmaması ve de fazlasının vücutta
depolanamadan atılması gereksinimini karşılayabilmek için besin
maddesi olarak sürekli alınmasını gerektirir. Günlük alınamsı
gereken miktar, yaş, sosyo, ekonomik durum ve yaşam tarzına
bağlı olarak değişmektedir, rtalama olarak 40-60 mg alımı
önerilmektedir.
Bitkisel kaynaklı yiyecekli zengin kaynaklıdır. Sebzeler
,lahana, domates, biber brokoli, ıspanak, pazı, maydanoz ve
meyveler hint kirazı, kuş burnu, çilek ve turunçgiller askorbik
asit içermektedirler. Hayvansal kaynaklı yiyecekler ise (böbrek
ve anne sütü hariç) vitaminden fakirdirler.
Askorbik asit A Vitamini gibi antioksidan bir vitamin olmakla
birlikte bağışıklık sistemi üzerine de etkin bir vitamindir. Bağ
dokunun başlıca yapısal proteine olan kolejenin üretiminde
etkindir, diş ve kemik yapısı başta olmak üzere tüm vücudumuz
için gerekli olan bir vitamindir. Bu nedenle de zedelenme ve
yaralanmada önemli işlevi vardır. Besin maddelerinin
kullanımında (demir fosfat gibi) önemli faktördür. Stresle
mücadelede özellikle etkindir.
Askorbik asit bir çok fonksiyonda etkin rol oynadığından
yetersiz belirtileri spesifik olarak görülmektedir;
halsizlik,iştah kaybı, kemiklerde,kas ve eklemlerde ağrı,
yaraların iyileşmesinde gecikme gibi durumlar görülür. İleri
derecede eksik,iğinde deri altında ve kaslarda kanamalar,
şişmeler olur, diş eti enfeksiyonları ve dişlerin gevşemesi
görülür. Saç folikülleri etrafında sertlikler oluşur. Kolejen
dokunun destek görememesinin sürekliliği, eskiden deniz
yolcularının korkulu rüyası olan “skorbüt” hastalığına neden
olur.
Tazelik değeri olan pişirilmemiş besinler ya da pişirilme
özelliklerine edilerek pişirilen besinlerde (yeter ısıda, kendi
suyuyla pişme) askorbik asit gibi ısıdan etkilenen vitaminler
değerinden fazla kaybetmeden korunabilir. Kaynatılan besinler
askorbik asitlerinin beşte dördüne kadar varan miktarlarını suya
vererek kaybederler. Sebze ve meyvelerde ise kesilmiş ve
zedelenmiş kısımlar hızla oksidasyona uğramaya başlarlar, bu
nedenle mümkünse kesmeden kullanım tercih edilmeli, kesildi ise
de hemen sonra yenmeli, uzun süre saklanmamalıdır.
Hayati fonksiyonlarda etkin rol oynayan bu vitaminin korkunç
tablolarına maruz kalınmaması için gıda sanayi sentetik askorbik
asit kullanımı ile zengin içecekler, besinler elde etmekte, pek
çok çeşidi insanlığın hizmetine sunmaktadır. Ancak burada doğal
kaynaklı vitaminlerle sentetik vitaminlerine aynı bileşimine de
aynı biyolojik faaliyete sahip olmadığını özenle hatırlatmak
gerekir.
Ve
askorbik asit hiçbir kayba uğramayan özel bir bileşimle, ilk
günkü tazeliği ile insan metabozlimasına hayat veriyor.
B Grubu Vitaminleri ve Stres
Stres, çağımızın rahatsızlığı ve pek çok klinik tablonun da
nedeni hatta medeniyetin getirdiği bir çıkmaz sokaktır. Mücadele
için pek çok yöntem önerilmekte, bu alanda pek çok iş dalı
kurulmaktadır. Başaranlar ve başaramayanlar var elbette, strese
yenilip alkolizmin, sigaranın kölesi olanlar ve kaçınılmaz son
ölümcül hastalıklara yakalananlar… Peki, doğadan uzak standart
yaşam tarzının ve doğadan uzak beslenme alışkanlıklarımızın
hediyesi olan stres gerçekten hayatımızın çıkmaz sokağı mıdır ?
İşte
stresle mücadelede askorbik aside destek veren bir diğer güçlü
vitamin grubu… Bir arada ve düzenli beslenme alışkanlığımız
halini aldığında yaşamı tamamlanması gereken bir görev halinden
çıkarıp, bir senfoni haline getirmemize yardımcı olan büyük
güçlerdir. Bireysel olarak artı etkilerini de oluşturduklarında
fiziksel ve ruhsal sağlığımızı koruma yolunda önemle destek
verirler.
Tiamin (Vitamin B)
B1
vitamini hayvansal ve bitkisel her ikisinden de, kısmen serbest
kısmen birleşmiş olarak kompleks halde bulunurlar. Bütün tahıl
ürünlerinde, kuru baklagillerde, fındık, fıstık, ceviz gibi
yağlı tohumlarda,yürek, böbrek, karaciğer gibi sakatatlarda
bulunur. Vitamine olan gereksinim bütün yaş grupları için alınan
besin kalori miktarı (enerji) ve karbonhidtar ile doğru
orantılıdır. Genel olarak erişkinlerde günde 1 mg’ın altında
alınmalıdır.
Sinir
sistemi sağlığında önemli rol oynar, yetersizliğinde sinir
sistemi fonksiyonları bozulur. Kas hücrelerinin fonksiyonlarını
yerine getirebilmeleri için gereken enerji sağlanmalıdır, aksi
taktide sindirim ve diğer işlemler yerine getirilemez.
Yetersizliğin de mide-bağırsak kanalında (gastro intesinal
kanalda ) bozukluklar, ülser problemleri bunun sonucunda da
dilde ve dudaklarda acı, depresyon ve sinirlilik görülür. Kalp
ve öteki dokularda ödem oluşur, kalp yetmezliği ve çarpıntılar
oluşur. İleri derecede de eksikliği, el ve ayaklarda sancı,
karıncalanma, desteksiz oturup kalkamama gibi belirtiler oluşur,
bu hastalık “beri beri hastalığıdır.
Riboflavin (Vitamin B2)
Proteince de zengin kaynaklarda, (karaciğer ,böbrek), süt ve
ürünlerinde (peynir, yoğurt) ve de yumurta ,kuru baklagiller,
yeşil yapraklı sebzeler ve bira mayasında bulunmaktadır.
Riboflavin için günlük önerilen miktar yetişkinler için 1.2-1.7
mg’dır. Vitamine duyulan gereksinim alınan enerji ve proteinle
orantılıdır. Riboflavin en iyi şekilde pridoksin (B6),C vitamini
ve niasinle birlikte çalışır.
Temel
fonksiyonu, diğer maddelerle karbonhidratın, yağların ve
proteinlerin enerji üretimi için etkin rol oynamasıdır.
Antioksidan özelliğe sahiptir. Göz ve cilt sağlığını korumada
etkindir. Yetersizliğinde, kolajen üretiminin sürekliliği
bozulur,derinin yıkımı başlar; yüzde dudakta
kurumalar,çatlamalar,göz kenarında yaralanmalar,iltihaplanmalar
görülür.
Niasin (B3 Vitamini)
Bitki
ve hayvan dokularında yaygın olarak bulunur, kalın bağırsaklarda
üretilseler de kullanılamazlar. Yer fıstığı, patates, çikolata
ve kahve zengin kaynaklarındandır. Esansiyel aminoasitlerden
olan Triptofan dan oluşturulabilir. Triptofanca eksik beslenme
sonucunda vitaminin yetersizliği oluşabilir. Enerji üretiminde
etkin rol oynar. Isıya dirençli olduğundan besinler
pişirildiğinde yıkıma uğramaz. Yetişkinler için günlük ortalama
gereksinim 20 mg kadardır.
İnsanlarda niasin yetersizliği,deride, sinir ve sindirim
sisteminde değişmelere neden olur. Deride güneş gören bölgeler
daha etkin olarak değişir,sinir sistemindeki değişme ise ishal (diyare)
sonuçları ile kendini gösterir. Bu oluşumlar “pelegra hastalığı”
olarak tanımlanır. Büyüme çağında önem arz eder, eksikliğinde
çocuklarda büyüme durur.
Pantotenik Asit (Vitamin B5)
Vitamin B5 birçok hayvansal ve bitkisel besinlerinde
bulunduğundan Pantotenik asit adını almıştır. Yeşil yapraklı
bitkiler bu vitamini üreterek tohumlarında depolar, tüm
tahıllarda bulunur. Pantotenik asit diğer B vitaminleri gibi
kendi başına fonksiyon yapmaz
Organizmanın ve derinin gelişmesi, hastalıklardan korunması gibi
metabolik fonksiyonlarda rolü vardır. Gereksinim miktarı
yetişkinler için 5-10 mg önerilmektedir. Ancak besin
maddelerinin işlenmesi sırasında ısı etkisi ile önemli bir
miktarı kaybolduğundan daha fazla miktarda alım önerilmektedir.
Bütün besin maddelerinde bulunduğu için yetersizliğine de pek
rastlanmamaktadır.deneysel yetersizliği çalışmalarında , mide
bulantısı kusma,kas kasılmaları görülmüştür. Daha ileri
safhalarda hafıza kaybı ve ayaklarda karıncalanmalar, deride
ve saç dersisinde değişikler saptanmıştır.
Pridoksin (B6 Vitamini)
Avrupa’da daha
çok “Adermin olarak bilinir” vitamin B6’nın 3 şekli vardır;
pridoksin,pridoksal, pridoksamin formudur.günlük gereksinim
yetişkinler için 2 mg kadardır. Besin maddelerinde yaygın olarak
bulunmaktadır. En zengin kaynakları balık, sakatatlar
(karaciğer,böbrek) patates, erik, kuru üzüm,avakado, mayalı
hamur ve muzda bulunur. İnsanda vitamin yetersizliği
görülebilmekte ancak tipik bir rahatsızlığa neden
olmamaktadır.ısı ve ışıktan etkilendiği için, besin maddeleri
pişirilirken önemli derecede kayba uğramaktadır. Bu nedenle
gereksiniminden fazla alımı gerekmektedir. Yetersizliğinde sinir
sisteminde bozukluklar, deride, gözde ve ağızda iltihaplanmalar
görülür. Ayrıca, erkeklerde kolesterol artmasına ve damar
tıkanıklığına neden olur.
Folik Asit (B9 Vitamini)
B2 Vitaminin
kompleksinin bir komponentidir.hayvan organizmalarında ve
özellikle yeşil yapraklı sebzelerde bulunur.
Folik asit
Amerika Birleşik devletlerinde hem erekler, hem kadınlar
arasında bir numaralı ölüm nedeni olan kalp hastalığı için,
vücutta bulunan bir aminoasit olan hemosistenin normal
düzeylerini korumaya yardım ederek önler. Harward Tıp
Fakültesinde yürütülen bir çalışmaya göre, az miktarda yükselmiş
hemosistenim düzeylerine sahip erkekler, daha düşük düzeylere
göre kalp krizi geçirmeye 3 kez daha yakındır. Folik asit
açısından zengin bir besinle beslenmek kalp krizi geçirme
riskimiz olmasa bile önlem alma açısından akıllıca olacaktır.
Folik asit
mikroorganizmalar için büyüme maddesi olarak keşfedilmiştir.
Hücrede önemli metabolik olaylarda rol alır. Kemik iliğinde
eritrosit ve lökositlerin oluşumu ve olgunlaşmasında etkindir.
Yetersizliğinde kırmızı kan hücreleri olumsuz yönde etkilenir ve
bir tip anemiye “leggaloblastik anemi” neden olur ısıdan ve
ışıktan etkilenen vitamin besinlerin yanlış saklanması ve
hazırlanmasından, tekrarlanan ısıtma işlemlerinden etkilenerek
büyük miktarlarda kayıplara uğrar halsizlik, nefes
darlığı,ciltte soluk renk spesifik olmayan belirtilerindendir.
Bu belirtiler B12 yetersizliğinden kaynaklanan anemi sonucunda
da oluşan belirtilerdir.
Kobolamin (Vitamin B12)
Diğer
vitaminlerden en büyük farkı kobalt minareli içermesindir. En
iyi kaynakları hayvan ve organlarıdır (karaciğer, böbrek,vs.).
balık süt ve ürünleri, yumurta diğer vitamince zengin
yiyeceklerdir. Bitkisel gıdalarda çok nadir bulunabilir, örneğin
en iyi kaynağı alglerdir.ancak bu bitkilerden elde edinen
vitamin biyolojik yararlığı tartışmalıdır. Bu noktada vitamin
yararlanırına dikkat çekilmelidir.
Vitamin vücutta önemli rol oynar. Kan hücrelerinin (hemoglobin)
oluşumu ve olgunlaşmasında, bazı temel metabolik olaylarda
(protein ve yağın metabolize olması gibi) ve de sindirim ve
sinir sisteminin sağlıklı yaşamı için son derece önemlidir.
Kobalamin gereksinimi normal erişkinlerde 2-3 ug kadardır.hiçbir
hayvansal yiyecek almayan vejeteryanlar başta olmak üzere
insanlarda eksikliğine rastlanmaktadır.bu önemli vitaminin
eksikliği bütün yaşlılarda şiddetli zihinsel güçlüğe neden
olduğu için kısa süre önce “beyin vitamini” olarak anılmaya
başlandı. Gerçekte 60 yaşın üzerindekilerin %10 unun bu vitamin
düzeyleri düşüktür ve sonuçlar yıkıcı olabilir. Yetersizliği
ile bir tip anemi de oluşmaktadır, “persnisiyöz anemi”
halsizlik, nefes darlığı solgun cilt, çarpıntı, bacaklarda duyu
azalması, uyuşma, ağrılar belirtilerindendir. Sindirim sistemi
hastalıklarına da neden olabilmektedir. Ayrıca yetersizliği
santral sindirim sistemini olumsuz yönde etkilemektedir, bazı
nörolojik bozuklukların oluşumuna neden olduğu saptanmıştır.
Psodovitaminler (vitamin Gibi Olan
Maddeler)
Çeşitli besin maddelerinde bulunan, bazı özellikleri ile
vitaminler grubuna giren bazı özellikleri ile de vitamin
değildir denilen, özel olarak tüketilmeyen ancak
yetersizliklerine bazı rahatsızlıkların oluşumunda faktör olan
maddedir.Kolin (Lipotropik Faktör), bioflavanoidler, koenzim Q
bu gruptan birkaç tanesidir.
Kolin
B vitamini komplekslerinde bulunmaktadır. Hayvan ve bitki
dokularında dağılmış olarak bulunur. Deney hayvanlarından kolin
yetmezliği,karaciğer yağlanma ve siroz ile sonuçlanmıştır.
Aminoasit metabolizması enerji üretimi ve kasları geliştirmede
kullanılır. Asetil-kolin formu özellikle sinir sitemi üzerinde
etkilidir.
B Grubu vitaminleri
Kobalamin (B12) vitamini sinir sisteminin sağlığı için olmazsa
olmaz olan ve diğer pek çok önemli fonksiyonu olan vitaminlerin
bulunması önemini artırmaktadır. Bu vitaminlerin organizma
yararlı kullanımı kalitelerine ve de bir arada dengede
bulunmalarına bağlıdır. Dengelerinin yanı sıra bitkinin
metabolizmaya kazandırdıkları ile biyolojik zararlı kullanımının
sağlanması insanoğlunun yaşam senfonisinde, özellikle de kendi
yaşam standartlarımızı düşündüğümüzde ne derecede etkilidir?
Derlediğimiz bilgilerin eşliğinde düşünmek gerekir.
MİNERALLER
(ORGANİK ELEMENTLER VE TUZLARI)
Sağlıklı bir yaşam için bazı anorganik element ve iyonların
belirli miktarlarda bulunması gereklidir.zorunlu olan ve
düzenli bir şekilde tüketilmesi gereken otuz kadar mineral ve
kimyasal madde vardır. Bunların bir çoğu birlikte çalışır ve
işlevlerini yerine getirmek için birbirine bağımlıdırlar.
Minareler, biyolojik değerlenmeye göre; asal elementler ve
istenmeyen veya son derece zararlı olan elementler olarak
ayrılırlar.asal elementler organizma tarafından çok miktarda
gereksinmesi duyulan, enzim-hormon vitaminlerinin bileşenleri
olarak bulunan dirimlik faktörlerdir.Organizmada emilim
,sindirim ve bazı metabolik fonksiyonlarda önemli rol oynar.
Kemikler ve dişlerin oluşumunda etkindirler. Vücuda zararlı olan
elementlerde başta kurşun ve cıva olmak üzere bir dizi
elementlerdir, radyoaktif elementlerde bu sınıftadır.
Mineraller insan vücudunda bulundukları miktarlara göre de
“makro ve mikro” elementler olarak sınıflandırırlar. İnsan
vücudunda en fazla oksijen bulunmaktadır, bu durum vücudum 2/3
sinin sudan ibaret olmasından ileri gelmektedir dolayısıyla
hidrojen yüzdesi de yüksektir. Azot vücutta serbest halde
bulunan diğer elementtir. Karbon ve azot fazlalığı da organizma
dokularının temel olarak oluşumunu sağlamalarından gelmektedir.
İnsan
organizmasında Mineral Bütçesinin Önemi
Mineraller beslenmenin vazgeçilmez unsurlarıdır. Bunlardan her
birinin görevi bir diğerininki ile ilgilidir. Örneğin kemik ve
dişlerin oluşumunda kalsiyum, fosforun arasında belirgin bir
ilişki vardır. Bakır demirin kullanmasını katalizler ve kan
oluşumunda kobalt her ikisinide etkiler.
Minarelerin organizmadaki bütçeleri önemli bir nokta da diğer
maddelerden faklılık göstermektedir; Proteinler,
Karbonhidratlar ve yağların aksine mineraller organizmada ne
üretilirler nede tüketilirler. Besinler ile alınması ancak kaba
sınırlar içinde ayarlanabilinir. Bununla beraber boşaltım
işlevinin düzenleyici etkisiyle birlikte vücut sıvılarındaki
konsantrasyonları ayarlayabilmekte ve bir “iç ortam”
oluşturabilmektedirler. Bu durum bile insanlarda mineral
bütçesindeki bozuklukların (elektrolit bütçesi bozuklukları)
görülmesini engelleyemez.
Kalsiyum
Besinlerde çok az bulunan kalsiyumun başlıca kaynakları süt ve
süt ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler, tahıllar,
yumurta,portakal, limon ve balıktır.fakat bazı sebzelerde olduğu
gibi çözünmeyen tuzları halinde bulunan kalsiyumun tamamının
metabolizma tarafından emilimi gerçekleşmez
Oysa
element vücudumuzun en fazla gereksinim duyduğu elementlerdir.
Yeşillikler için günlük gereksinim 800-1000 mg kadardır.
Kalsiyumun ortalama %99 dişlerdedir. Diğer bir mineral fosforun
%80 ide kemik ve dişlerdedir. Kemik ve dişlerde kalsiyum fosfat
depo edilmektedir ve bunun gelişimiyle kemik kristalleri meydana
gelir.kalsiyum sinir sistemindeki iletişiminde ve kasların
uyarılmasında büyük rol oynamaktadır, bu nedenle kandaki düzeyi
belirli düzeyde tutulmalıdır. Bu düzeyin altında ;solunum
kasları da dahil tüm kaslarda kasılmalar, kramplar ve ölüm
oluşur. Bu düzeyin üzerine çıkıldığında ise beyin
fonksiyonlarının azalması, koma ve ölüm gerçekleşir. Ayrıca
kalsiyum kanın pıhtılaşmasında yardımcı madde olarak işlem
yapar, hücre çeperindeki sıvı geçişinde ve bazı enzim
aktivasyonlarında önemli rol oynar.
Uzun
süreli kalsiyum eksikliğinde saç dökülmesine diş ve kemik
hastalıklarına (raşitizm, osteoporoz) rastlanmaktadır. Kalsiyum
vücudumuzun mimarisinin vazgeçilmez unsurudur.
Fosfor
Besin
maddelerinde yaygın olarak bulunabilen bu mineralin başlıca
kaynakları süt ve süt ürünleri, yağsız et, proteinden zengin
kaynaklar, kuru baklagiller, tahıllar, balık ve tavuktur.
Bitkisel kaynaklı besin maddelerinde mineralin biyolojik olarak
yararlanımı azalır, çinko, demir, kalsiyum gibi minerallerle
bağlanır.
Yetişkin insanlar için gereksinim duyulan miktar kalsiyumla aynı
olup 800-1000 mg kadardır. Bu iki mineralin kaynakları aynıdır
ve kalsiyum yeter miktarda alındığında fosfor gereksinimini de
karşılamış olur. Vücuttaki %80-90’ı kemik ve diş yapısında
kalsiyumla beraber etkinlik gösterir. Ayrıca mineral, hücre
yapısı ve fonksiyonlarında, enerji üretiminde, dokuların kendini
yenilemesinde rol oynamaktadır.
Mineralin yetersizliği normal bir beslenmede pek görülmez. Ancak
bazı rahatsızlıklarda fonksiyonelliğini yitirmektedir;
mide-bağırsak kanalındaki bir rahatsızlık mineralin emilimini
düşürmekte, kemik hastalıklarında (raşitizm, osteopoz) da
kalsiyumla oranı değişmektedir.
Vücudum makro düzeyde gereksin,im duyduğu bu elementleri, önem
taşıyan birbiri ile orantılı alımı ve bağırsaktan maksimum
emilimine destek verebilmektedir.
Magnezyum
Bir
çok besin maddesinde yaygın olarak bulunur, patates, kuru
yemişler, tahıllar, kuru sebze ve meyveler, esmer pirinç ve
etler, çikolata zengin kaynaklarındandır.
Günlük gereksinim duyulan miktar yetişkinler için 200-500 mg
dır.organizmada pek çok metabolik fonksiyonda özellikle enerji
ile ilgili reaksiyonlarda (ATP kapsayan reaksiyonlarda) zorunlu
olarak rol almasından dolayı en küçük bir yetersizliği ciddi
rahatsızlıklara neden olmaktadır. Magnezyum aynı zamanda santral
sinir sisteminde etkilidir, yüksek konsantrasyonları deprasan
etkilidir, hipotansiyona neden olur, kalp hızını azaltır ve
nihayetinde kalp durur. Yetersizliğinde, yorgunluk, uyuşukluk,
sitem dışı titremeler, saç ve tırnaklarda kırılganlık
görülmektedir.
|